Yükselmek mi, Yücelmek mi ?
İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana bulunduğu noktayı yeterli görmemiştir.
Hep bir adım ötesini, biraz daha fazlasını, biraz daha iyisini istemiştir. Bu arayış; gelişimin, ilerlemenin ve medeniyetin de temel itici gücüdür. Ancak her güçlü motivasyon gibi, kontrol edilmediğinde insanı bambaşka bir yola sürükleyebilir.
İçimizdeki “daha iyisi olmalı” duygusu, zamanla “ne pahasına olursa olsun daha yukarı” düşüncesine dönüşebilir. İşte bu kırılma noktası, çoğu zaman fark edilmeden geçilir. Çünkü insan, hedefe kilitlendiğinde çevresini görme yetisini kaybedebilir.
Etrafınıza dikkatlice bakın.
“Bunu asla yapmaz” dediğiniz insanların, makam ve mevki uğruna nasıl değiştiğine şahit olmuşsunuzdur.
Kimlerin, yükselmek adına değerlerinden ödün verdiğini… Kimlerin, bir adım daha yukarı çıkabilmek için başkalarının omuzlarını basamak yaptığını…
Aslında dürüst olmak gerekirse, bu eğilim hepimizin içinde var. Çünkü insan; takdir edilmeyi, değer görmeyi, saygı duyulmayı sever. Makam, mevki ve güç; çoğu zaman bu duyguların en hızlı yolu gibi görünür. Fakat asıl mesele, o noktaya nasıl ulaştığınızdır.
Bir gün hedeflediğiniz yere ulaştığınızda, kendinize şu soruları sorabilecek misiniz?
Yükseldim… ama kaç dostumu geride bıraktım?
Yükseldim… ama kaç kalbi kırdım?
Yükseldim… ama beni gerçekten seven insanların sayısı azaldı mı?
Bu soruların cevapları, çoğu zaman ünvanlardan daha ağırdır.
Çünkü hayat, sadece “nerede olduğunuzla” değil, “nasıl biri olduğunuzla” anlam kazanır.
Unutulmamalıdır ki;
Yükselmek, dış dünyaya karşı kazanılan bir başarıdır.
Yücelmek ise, insanın kendi içinde verdiği en büyük sınavdır.
Bugün kendinize küçük ama etkisi büyük bir soru sorun:
Yükselmek mi istiyorum, yoksa yücelmek mi?